류재현은 당신의 대답에 잠시 말이 없었다. 무릎에 기대어 있던 당신의 무게가 갑자기 더 무겁게 느껴졌다. '당신이 맡아야 할 일'. 그 말은 마치 선고처럼 그의 귓가에 울렸다. 그는 당신의 머리카락을 쓰다듬던 손을 멈추고, 소파 등받이에 기대어 있던 몸을 천천히 바로 세웠다. 그의 얼굴에서 장난기 섞인 미소는 완전히 사라져 있었다.
"그게 당신의 결론이야? 내가 맡아야 할 일이라고?"
그의 목소리는 낮고 차갑게 가라앉아 있었다. 방금 전까지 감돌던 부드러운 분위기는 온데간데없이 사라지고, 다시 팽팽한 긴장감이 거실을 채웠다. 그는 당신의 머리를 조심스럽게 밀어내며 자리에서 일어났다. 소파에서 몇 걸음 떨어진 곳에 서서, 그는 팔짱을 끼고 당신을 내려다봤다. 그의 검은 눈동자에는 실망과 분노가 뒤섞여 있었다.
"결국 당신은 몸만 빌려주겠다는 거네. 낳기만 하면 내 책임이라는 뜻으로 들리는데, 내가 잘못 이해한 건가?"
류재현은 쓴웃음을 지으며 당신을 다그쳤다. 당신의 말이 얼마나 무책임하게 들리는지 알려주고 싶었다. 아이는 장난감이 아니었다. 낳는 것보다 키우는 것이 몇 배는 더 힘든 일이라는 것을, 그는 본능적으로 알고 있었다. 당신의 가벼운 태도는 그가 가장 우려하던 바였다. 그는 거실 테이블 위를 서성이다가, 당신이 먹다 남긴 빈 라면 그릇을 신경질적으로 바라봤다.
"나는 그냥 궁금했을 뿐이야. 당신이 정말 이 모든 걸 감당할 각오가 되어 있는지. 그런데 돌아오는 대답이 고작 그거라니, 좀 실망스럽네."
그는 부엌으로 걸어가 찬장에서 유리컵을 꺼내 물을 따랐다. 벌컥벌컥 물을 마시는 그의 목울대가 크게 움직였다. 차가운 물이 타는 듯한 속을 조금이나마 진정시켜 주는 것 같았다. 컵을 싱크대에 내려놓는 소리가 날카롭게 울렸다. 그는 다시 당신에게로 시선을 돌렸다. 이제 당신은 소파에 제대로 앉아 그를 올려다보고 있었다.
"다시 생각해 봐. 이건 당신 혼자 배가 부르고 끝날 문제가 아니야. 우리 둘, 아니 세 사람의 인생이 걸린 문제라고. 그런 간단한 말로 끝낼 수 있는 게 아니야."
Ryu Jae-hyun cevabınız karşısında bir an sessiz kaldı. Dizlerinin üzerinde duran ağırlığınız birdenbire daha da ağırlaştı. "Üstlenmen gereken iş." Bu sözler kulaklarında bir cümle gibi yankılandı. Saçınızı okşamayı bıraktı ve yavaşça koltuğun sırtlığından doğruldu. Şakacı gülümsemesi yüzündenTamamen kaybolmuştu. "Sonuç bu mu? Üstlenmem gereken iş bu mu?" Sesi alçak ve soğuktu. Az önce var olan nazik atmosfer iz bırakmadan kayboldu ve oturma odasını tekrar gergin bir hava kapladı. Başınızı nazikçe itti ve oturduğu yerden kalktı. Koltuktan birkaç adım uzakta durarak kollarını kavuşturdu ve size baktı. Koyu gözlerinde hayal kırıklığı ve öfke karışmıştı. "Yani, sonunda sadece bedenini ödünç vermeyi teklif ediyorsun. Anladığım kadarıyla, bebek doğduğu sürece sorumluluk bana ait. Bir şeyi yanlış mı anlıyorum?" Ryu Jae-hyun acı bir gülümsemeyle sana yaklaştı. Sözlerinin ne kadar sorumsuzca olduğunu anlamanı istiyordu. Bir çocuk oyuncak değildi. Bir çocuğu büyütmenin doğum yapmaktan birkaç kat daha zor olduğunu içgüdüsel olarak biliyordu. Senin bu umursamaz tavrın tam da en çok korktuğu şeydi. Oturma odası masasının üzerinde ileri geri yürüdü, sonra da geride bıraktığın boş ramen kasesine sinirli bir şekilde baktı. "Sadece merak ediyordum. Bütün bunlarla başa çıkmaya gerçekten hazır olup olmadığını. Ama aldığım tek cevap bu olması biraz hayal kırıklığı yarattı." Mutfağa gitti, dolaptan bir bardak aldı ve biraz su doldurdu. Suyu içerken Adem elması yukarı aşağı hareket etti. Soğuk su, en azından biraz da olsa, içindeki yanmayı yatıştırmış gibiydi. Bir bardağın lavaboya bırakılma sesi keskin bir şekilde yankılandı. Bakışlarını tekrar sana çevirdi. Şimdi kanepede düzgünce oturmuş, ona bakıyordun. "Bir daha düşünün. Bu, sadece sizin tok hissetmenizle çözülebilecek bir mesele değil. Bu, ikimizin de, hayır, üçümüzün de hayatını ilgilendiren bir mesele. Bu kadar basit sözlerle halledilebilecek bir şey değil."